3 Ocak 2011 Pazartesi

Yeniden merhaba


Fotoğraftaki güzelliklerle uğraşıyorum ama yeniden yazmaya başlayacağım.

21 Haziran 2010 Pazartesi

NERMİN BEZMEN - SIR

Hayatımda ilk defa bir kitabı son 100 sayfasına girdiğim halde bıraktım. Kitabı okudukça kendimi daha bir kirlenmiş hissettim. Belki de beni bu kadar kötü hissettiren, iyi bir ailede yetişmesine rağmen bu kadar karmaşık ve anlaşılmaz bir zihniyete sahip karakterlerinden kaynaklanıyordu.

Sözde sevdiği adamı arındıracağını, onu kurtaracağını zannediyorsunuz okurken ama hiç beklendiği gibi gitmiyor. Okumuş olanlar bilirler, tam Nigel öldü belki düzelir dedim (çünkü kitabı okuyabilecek kadar iyi olsun isterdim, ne de olsa Aurora'nın İncileri'ni de almıştım) ama yine Hüma'nın çılgınlık tabir ettiği başı bozuk davranışları ile karşı karşıya kaldım.

Tabiiki en sonunda pes ettim. Öyle ki kitaplığımda bulunduğunu bile kimsenin görmesini istemeyeceğim türden bir kitap anım oldu SIR...

Şimdi elimde Maeve Binchy'den Yıldızlı ve Yağmurlu Geceler var. Okumadığım son bir kaç kitabından birisi. Okuyunca beğeneceğime eminim ve sizlerle paylaşmak için şimdiden sabırsızlanıyorum.

Güzel kitaplarla geçecek harika günler dilerim...

17 Haziran 2010 Perşembe

SIR malesef

Sırf eğlence olsun diye, bir şey öğrenme amacı gütmeden yeni bir kitaba başlayacağımı yazmıştım. Evet başladım da hatta yarısını geçtim ama ben bu kitabı yaz ortasında kürk palto giymiş bir insana benzettim. Kendi içinde barındırdığı gereksiz parçaları ve fazlalıkları kitabı resmen boğuyor. Aslında ortada bir KİTAP var mı, onu da bilemiyorum.

Hem yaşanmış olayların basitliği, hem de bir defterle evlatlarına ve torunlarına anlatılmasının gereksizliği nedeniyle okumanızı hiç tavsiye etmeyeceğim bir kitap, Nermin BEZMEN'den SIR.

Bizim ülkemiz nasıl bir ülke? Bu tarz bir kitap bir ara övülüp göklere çıkarılıyordu. Anlamakta gerçekten zorlanıyorum.

Ben hamileliğim boyunca üzülebileceğim kitaplardan uzak durayım diye düşünerek başladım ve bitireceğim ama bundan sonra herhalde yine bana katkısı olacak bir kitap seçeceğim.

Hatta beni okurken yıpratacağını bile bile LİMON AĞACI'nı okumayı düşünüyorum.

Kitabı bitirdiğimde görüşlerime yeni ilaveler olursa paylaşabilirim.

Sevgiyle kalın...

14 Haziran 2010 Pazartesi

UÇURTMA AVCISI - SON

Cumartesi akşamı kitap bitti, ama sanırım ben de kitapla birlikte bittim. Bütün gece kitapla uğraştım rüyalarımda (yoksa kabus mu).

Bir ülke'nin çöküşü ile bir insanın çöküşü arasında düşünüp de daha çok bir insanın çöküşüne üzülmek... Özellikle de çöken hayat bir çocuğunki olunca daha da mümkün oluyor.

Kitap okunması gereken bir kitap, açıkçası filmini çok merak ettim. Konular genelde kitaptaki gibi yansıtılamıyor, tabii ki bir filmin, kitap kadar büyük bir duygu yoğunluğu yaşatması mümkün değil. Bu nedenle okumayan insanlar için biraz üzülmüşümdür hep.

Kısacası okunacak kitaplar listenize bu kitabı mutlaka yazmalısınız.

Ben şimdi sırf eğlenme amaçlı bir kitaba başlayacağım. Okumam bitince onu da paylaşmak isterim.

Sevgiyle kalın...

11 Haziran 2010 Cuma

Uçurtma Avcısı'nda

263. Sayfadayım kitabı okuyunca siz de aynı hisse kapılır mısınız bilemiyorum ama belki büyür, değişir dediğim Emir'den hala hoşlanmıyorum.

Kitap inanılmaz, tarif edecek başka kelime bulamıyorum.

Tavsiyem hala geçerlidir, okuyun pişman olmanız mümkün değil.

10 Haziran 2010 Perşembe

UÇURTMA AVCISI

Henüz 101. sayfadayım. Şimdiden Emir'den nefret ediyorum. Hamileyken bu kitabı okumak ne kadar doğru bilemiyorum ama başladım ve bırakabileceğim türden bir kitap da değil. Siz okuyacaksanız, üzülmeye, ağlamaya, zaman zaman kalp sıkışmasına hazırlıklı olun derim.

Bir çocuğun gözünden dünya nasıl görünebiliyor, bazıları çok bilindik şeyler ama bazıları da var ki insana nefes aldırmıyor. Bitirdiğimde daha derinlemesine yazmak ve okuyanlarla fikir paylaşımı yapmak isterim. Aynı yazarın Bin Muhteşem Güneş kitabını da geçen hafta okumuştum ve o an çok etkilendiğimi itiraf etmeliyim ancak bu kitap uzun zamandır okuduğum en sarsıcı kitap oldu.

Bittiğinde tekrar görüşmek dileğiyle

28 Nisan 2010 Çarşamba

Heyecanla Bekliyorum

Bebeğimin hareketlerini hissetmeyi heyecanla bekliyorum. Kokulardan uzak kalabildiğim sürece mide bulantısı yaşamadığım için artık kendimi heyecan kısmına kaptırmaya başladım.

Dün doktorumuz her nekadar minik meleğim göstermese de kıza benzetti. Abisi için çok sevinemesem de kendim ve eşim için sevindim biraz açıkçası. En önemlisi sağlıklı bir şekilde doğması ve yaşaması tabiiki, bunun bilincinde olan bir çiftiz. Ama eğer kızımız olursa, oğlumuz için bulmakta (yani çeşitlendirmekte) hayli zorlandığımız kıyafetleri onun için rahatlıkla bulabileceğiz.

Alper için farklı giysiler bulmak o kadar zor ki. Özel bir güne hazırlanırken, kravattı, papyondu gibi minicik çocuklara hiç yakıştırmadığım şeylerdense ben bir gömlek ve ona uygun bir pantolon bulmayı tercih ediyorum. En azından kızlar için allı pullu o kadar çok elbise var ki.

Kısacası ben sanal da olsa mağazaları ziyaretlere başladım. Tabii ki henüz hiçbirşey almadım ama yaz gelip izne ayrıldığımda gezeceğim yerleri şimdiden tasarlıyorum.

Hayatınızdan güzel heyecanların hiç eksik olmaması dileklerimle.

16 Mart 2010 Salı

Hamileyken İş Seyahati Zormuş

Küçücük bir çanta hazırladım kendime, bir günlük iş seyahatim için.
Hafif gibi gelmişti hazırladığımda, belki 2,5-3 kilogram vardı ama taşırım yormaz beni sanmıştım.
Tabii gidiş rahattı.
Adana havaalanı ve inince taksi ile direk otele gittim.
Ama ertesi gün özellikle de bütün gün toplantının ardından mide bulantıları eşliğinde 2,5 saati havaalanında geçirmek çok yorucu oldu benim için.

Şimdi yeniden kendi şehrimde olduğum için mutluyum bu gün.

İşi bırakmayı ciddi ciddi düşünmeye başladığım bu günlerde daha fazla sorgular oldum sanırım iş hayatımı.
Beni mutlu etmekten çok yoran ve aileme yetişememe neden olan işimi artık hiç ama hiç sevmiyorum.
Umarım bir gün severek yapacağım, gençliğimde hayallerini kurduğum işlerden birini yaparak ailemle daha mutlu zamanlar geçirebilirim.

12 Mart 2010 Cuma

Erkek Çocuğu Annesi Olmak

Başlıkta erkek çocuğu diyor ama belki çok hareketli kız çocuklarının da başına gelen bazı kazalar mevcuttur.

Alper; ele avuca sığmayan, söz dinlememe konusunda halyi ısrarcı, ne zaman ne yapacağını kestiremediğimiz bir çocuk. Geçen hafta koşarken düştüğünde üst dudağı yarılan minik yavrum, dün okulda yere düşerek kaşını yere çarpmış.

Öğretmenimiz aradığında olayı oldukça sakin karşıladım, "gözü şişti" dediğinde olsa olsa benim başıma gelmiş olaylar gibi bir şey oldu sandım çünkü. Bizde hiç erkek çocuk olmadığı için çok çok dizlerimiz yaralanır ya da başımızı bir yerlere çarpardık. Belki de kızlar daha sakin yapılı ve biraz da ürkek olduğundandır.

Akşam evde Alper'i görünce o kadar basit olmadığını anladım. Miniğim acımıyor diyor ama ben baktıkça ondan fena oluyorum.

Tek gözü mor ve sanki içinde kocaman bir erik var gibi. Kalıcı bir hasar olmamasını diliyorum.

Sağlığın önemini her olayda daha iyi kavrıyor insan.

Sağlıkla kalın...

10 Mart 2010 Çarşamba

Yeniden Merhaba

Uzun zaman oldu değil mi arkadaşlar?

Yazamadım ne zamandır, önce diyete başladım, sonra baktım yemek sitelerini gezerek diyet yapmam hayli zor olacak bir süre ara vermeliyim dedim. İki ayda tam 9 kilo verdim.

Aslında daha fazla kilo vermeye niyetliydim ama oğlumun minik kardeşinin yola çıktığını duyunca mecburen diyete ara vermek zorunda kaldım.

Şimdi mide bulantılarım da yakamı bırakmaz oldu. Yeniden mutfağa girip bir şeyler yapamam belki ama en azından yazmaya, fotoğraf çekmeye devam edebilirim.

Şimdi içimde yepyeni heyecenlar var. Tabii şimdiden bebekle ilgili hayallere başlamadım ama yaklaşık bir ay sonra Mersin'de havalar iyice ısınır. Cumartesi günleri Alper'le en sevdiğimiz aktivitemiz olan annemlerin yazlığına gitmeye başlayabiliriz.

Bu da benim içimde güneşte keyif yapmak ve bol bol fotoğraf çekmek anlamına geliyor. Alper mi? O zaten dedesi ile fındık fıstık yemeyi ve ufak tefek tamir işlerine yardım etmeyi çok ama çok seviyor.

Bu arada belki mide bulantılarım geçer ve annemle bahçeden topladığımız tazecik yeşilliklerle kısır, mercimekli köfte gibi en sevdiğim yemeklerden de yapabiliriz. Eşim de yanımıza gelirse keyfimiz ikiye katlanır, neşemiz dolar taşar artık.

Bunların hiç birini yapamasak bile hepimizin ve hepinizin hep sağlık ve mutlulukla kalmasını diliyorum.

Şimdilik bu kadar, sevgilerimle...

9 Aralık 2009 Çarşamba

Zeytinyaglı Brüksel Lahanası

Aslında buna yemek denir mi pek bilemiyorum. Belki de az çeşitli malzeme ile yapılan yemeklere alışkın olmadığımdan. Ancak kalorisinin düşüklüğünün yanında, faydaları, zararlı gıdalardan uzaklaşmayı insana aşılayan bir yapısı var eminim. Bu sefer diyete başladığımda, daha üçüncü günüm olmasına rağmen kendime şu soruyu sordum. "Madem ben böyle hafif ve sebze ağırlıklı beslendiğimde bu kadar rahat hissediyorum, neden haftada (kahvaltı hariç) on dört ana öğünün en az on iki tanesini bu şekilde yapmıyorum? Kalan iki ana öğünde ister mangal, ister fırında pişsin kırmızı et yesem bile ne kadar zarar verebilir ki?"

Bu gün öğlen yemeği için hafta sonu pişirdiğim zeytinyağlı Brüksel lahanası, oldukça doyurucu ve lezzetliydi.

Malzemeler; (Bir kişilik)
  • 1 adet havuç
  • 12-13 adet Brüksel lahanası
  • 1 tatlı kaşığı zeytinyağ
  • 1 tatlı kaşığı pirinç
  • tuz
  • karabiber
  • 1 tatlı kaşığı domates salçası
  • 1 tatlı kaşığı biber salçası
  • 1 adet limon

Hazırlanışı;

  1. Dairesel doğranmış havuçları zeytinyağında biraz kavurun
  2. Lahanaları ilave ederek karıştırın
  3. salçaları, pirinci, tuzunu ve karabiberini ilave edin ve üzerine yaklaşık bir çay bardağı su ilave ederek kapağını kapatın.
  4. Kaynayınca en kısığa getirerek pişirin.
  5. Piştikten sonra kapağı kapalı durumda soğutup limonu ilave edin.

Afiyet olsun

7 Aralık 2009 Pazartesi

Diyete Başladım

Arkadaşlar bu gün itibarı ile diyete başladım. Artık bol bol diyet yemekleri yapıp yayınlamaya layık bulduklarımı sizlerle paylaşacağım. Yanlız şunu baştan söylemeliyim ki ben öyle çok sıkı falan diyet yapmam. Gıdamı alır, aşırısını bırakır paşa paşa kilo veririm. Tabii artık öğlen aralarında masa tenisi oynamaya başlayacağımız için bunun da yardımı olacağına inanıyorum.

Bana şans dileyin olur mu?

Sevgilerimle

4 Aralık 2009 Cuma

3. Sayfa

Diğer tarafta Aysun telefonu kapattıktan sonra Ayvalık’taki evlerinin şimdi nasıl olduğu konusunda hayallere daldı. Birkaç günlüğüne de olsa evinin, ailesinin sıcaklığı ona iyi gelecekti.

Bu mevsimde hafif bir rüzgar, güneş ve ağaçlar altına kurulmuş kalabalık bir masa iyi olacaktı. Kışa girmeden, özellikle de İstanbul’da güneşe hasret kalacağını bildiği için, eve gitme fikri içini ısıttı.

Gitmeden önce annesini arayıp Murat’la ayrıldıklarını söyleyecek ve bu konunun hafta sonu açılmamasını rica edecekti. Hiç kimse soru sormazsa daha kolay atlatabilirdi.

Annesi ile yaptığı görüşme ve haftasonu planları onu bir nebze olsun rahatlattı. Mutfağa gitti. Kahve makinasına en sevdiği aromaya sahip kahveyi koydu. Belki kendisi için birşeyler yapmak onu daha çabuk toparlayabilirdi. Her ne kadar insan nereye giderse gitsin, ne yaparsa yapsın düşüncelerini de götürdüğü sürece rahatlayamayacağını biliyor olsa da, aklındaki düşünceleri uzaklaştırmak için sevdiği birkaç şeyi yapmalıydı.

***

Makine kahveyi fokurdatmaya başladığında, duşunu alıp giyinmişti. Saçları ıslak olduğu için alelade bir topuzla tutturdu. Siyah dalgalı saçlarının yanlardan çıkan lülelerini kulak arkasına attı. Hafif bir makyaj yapıp küpelerini ve kolyesini taktı.

Aynada kendisini bir süre inceleyip, neden aldatıldığı konusunda derin düşüncelere daldı. Bir kadında aranabilecek herşeye sahip olduğunu sanıyordu. Neden kendisi ile evlenmek isteyen adam bir başkasına gitmişti. Tamam, biliyordu, bir çok güzel, zeki ve başarılı kadın aldatılıyordu. Ama bunun kendi başına gelmesi, derinden gelen aldatılmışlık hissi başka türlü yakıyordu canını.

Zaten oldum olası düşündüğü gibi, bir kadın aldatıldığında, erkeklerin sandığı gibi, kıskandığı için değil, aptal yerine konduğu için çileden çıkardı. İşte şimdi de kendisi aptal yerine konmuş, belki de aylarca arkasından konuşulan ve gülünen kadın olmuştu. Bütün bu olanları gururuna nasıl yedirebilecekti...

Mutfaktan kahve kokusu gelmeye başladı. Düşünceleri bu koku ile ortadan kaldırıp mutfağa gitti. Buzdolabında yemeyi sevdiği kahvaltılık ne varsa çıkardı. Ancak boğazına düğümlenen, sanki taş oturmuş gibi hissettiren kırıklığı yemesine izin vermedi.

Daha birkaç gün önce aldığı ve Murat’la birlikte oturacaklarını hayal ettiği krom ayaklı, siyah granitten masaya oturdu. Gözlerinde hapsettiği yaşların dışarı çıkmasına izin vermedi. Düşüncelerini soyutlayıp iki fincan kahvesini içti.

***

Evden çıktığında saat dokuz buçuk olmuştu. Muayenehanesi evine araba ile on dakika mesafedeydi. Hastası gelmeden, önceki kayıtlarına bakmak ve kontrol için hazırlanmak istedi.

Tam arabasını parkedip binaya doğru yönelmişti ki, karşı binanın kapısında Murat’ı gördü. Arkası kendisine dönük, genç bir bayanla tartışıyordu. Bayanın yüzünü göremedi ama kendisine pek de yabancı değilmiş gibi geldi. Kırmızı bluz ve beyaz pantolon giymiş kadın, sinirli sinirli konuşan Murat’a bakıyordu. Murat’ın bir an kendi muayenehanesini gösterdiğine yemin bile edebilirdi.

Aklından Murat’ı uzaklaştırarak binaya yakın olan büfeden bir gazete aldı. Bu gün her zamankinden farklı bir gazete seçmişti. Okumaktan çok, kafasını meşgul edecek bulmacalara yer vermeyi tercih ediyordu.

3 Aralık 2009 Perşembe

Şekilsiz Kandil Simidi


Bu kandil simidi tarifini uygulamak için sabah 04:40'da uyanırsanız, siz de benim gibi yapar ve "boşver şeklini, tadı önemli" dersiniz.





Tabii sadece bunu yapmam gerekmiyordu o sabah. Bayramın ikinci günüydü ve annemler, kardeşim-ailesi ve bizim aile cümbür cemaat GaziAntep'e bayramlaşmaya gidecektik. Annemin bir gün önceden tepsiye hazırladığı böreği pişirmem, kek yapmam ve kandil simitlerini hazırlamam gerekiyordu. En önemlisi de saat 07:00'de evden çıkacak şekilde bunları paketlemem ve ailece hazır olmamız da gerekliydi. Termosa hazırlayacağım çayı da unutmamak gerek tabii.



Malzemeler;

  • 125 gr tereyağ
  • 1 adet yumurta
  • 1 yemek kaşığı sirke
  • 1/2 paket kabartma tozu
  • 1 yemek kaşığı şeker
  • 1 çay kaşığı tuz
  • 1/2 çay bardağı zeytinyağ
  • 1 çay kaşığı mahlep
  • aldığı kadar un

Hazırlanışı;


  1. Fırını 200 dereceye ayarlayın


  2. Yumurtanın beyazını bir kaseye ayırın, sarısını hamur yoğurma kabınıza alın


  3. Susam ve yumurta beyazı hariç tüm malzemelerle ele yapışmayan hatta hafiften ufalanan bir hamur elde edin. Bunu elde etmek için unu azar azar katmak gerekiyor.


  4. Hazırladığınız kandil simitlerini önce yumurta beyazına sonra susama iyice bulayarak yağlanmış tepsiye dizin.


  5. 200 derecede pişirin.


Afiyet olsun

2. Sayfa

Saatine baktı, saat onda bir hastası muayenehaneye gelecekti. Murat’la ayrılmamış olsalardı o da evlenmeyi ve gelecek sene bu zamanlar hamile olmayı planlıyordu. Ama şimdi Murat’ın bebeğini başka bir kadının beklediğini hatırlayınca başındaki ağrı kendisini yeniden hissettirdi.

Nasıl olmuştu da bunca zaman karşılıklı binalarda çalışmalarına ve her gün görüşmelerine rağmen, Murat’ın hayatında başka bir kadın olduğunu farkedememişti. Ona gereğinden fazla güvendiği kesindi.

Daha bir ay önce bir konferans için gittiği Kapadokya’dan dönmüş ve Murat’ın ona hazırladığı sürprizle ayakları yerden kesilmişti.

Muayenehanesine gönderdiği güller, romantik bir kartla yapılmış akşam yemeği daveti ve ardından gelen muhteşem evlenme teklifi. Şimdi hepsi midesini bulandıran birer anı haline gelmişti.

Murat önceki gece ona bir bebeği olacağını, büyük bir hata yaparak tek gecelik bir sarhoşluğun esiri olduğunu söylemişti.

Derin bir nefes aldı. “Artık bunların hiç bir önemi yok” diye tekrarladı kendi kendine. Şimdi artık ileriye bakma zamanıydı. Hemen her kadının yaşayabileceği bir kabustu onunki de.

Böyle zamanlarda içindeki özlemi daha da büyüyen annesini aradı. Sesindeki burukluk her ne kadar kendisi istemese de hatlardan sızmış olacak ki annesi onu şefkat dolu bir sesle Ayvalık’taki evlerine çağırdı.

-Birkaç gün gel hiç olmazsa, bak abinler de hafta sonu gelecekler, onları da görmüş olursun.

-Hastalarım var anne, onları yüz üstü bırakamam.

-Tamam o zaman Cuma günü akşam çıkarsın yola, Pazar günü de geri dönersin olmaz mı?

-Bakalım anne. Olmazsa Nuray’a söylerim Cuma randevularımı yarına alır. Sonra da yola çıkarım. Sonra tekrar haberleşiriz, iyi bakın kendinize.

-Sen de yavrum, öpüyorum.

***

Annesi sevindi. Kızını görecek olmasından çok, onun neye moralinin bozulduğunu anlamak, derdine derman olmaya çalışmaktı istediği.

Aysun küçüklüğünden beri evin en küçüğü ve tek kızı olması nedeniyle korunup kollanmıştı. İki abisi de onun kılına zarar gelsin istemezdi.

Oysa şimdi doktor olmuş, hastaları muayene ediyor, zorlu ameliyatlara giriyordu.

Annesi kapattığı telefon elinde, düşüncelere dalmış şekilde orada öylece beklerken kapının zili çaldı. Dalgın bekleyen kadıncağız zili ancak üç-dört çalmada duyabildi. Kapıyı açtığında eşi yüzündeki tatsızlığı farketti.

-Ne oldu hanım? Nahoş bir haber almadın ya?

-Yok bey, dedi eşinin üzülmesini istemeyen Huriye hanım. Aysun’la konuştum, Hakan’ların geleceğini söyledim, belki o da gelecek hafta sonu. Ona dalmışım da... diye geçiştirdi.

2 Aralık 2009 Çarşamba

Portakallı Kek


Nedense tadına bakan herkes limonlu kek zannetti ama içinde sadece bir limon kabuğunun rendesi vardı. Ama bir portakal ona tam bir çay bardağı dolusu suyunu ve kabuklarını feda etmişti. Yine de kimse portakalı farketmedi.



Pazar günü bütün ailemiz bize gelmişti. İlk defa kahvaltı için bu kadar kalabalık misafirim oldu. O kadar hoşuma gitti ki o günün tadına doyamadım. Elimden geldiğince fazla çeşit yapmaya çalıştım. Bunlardan birisi de portakallı kek di.





Malzemeler;


  • 3 yumurta

  • 1 paket vanilya

  • 1 su bardağı şeker

  • 1 paket kabartma tozu

  • 1 adet limon kabuğunun rendesi

  • 1 adet portakal kabuğunun rendesi

  • 1 adet portakalın suyu

  • 1 su bardağı sıvı yağ

  • 1 su bardağı süt

  • aldığı kadar un

Hazırlanışı;



  1. Fırını 180 dereceye ayarlayın

  2. Yumurtaları, şekeri ve vanilyayı beyaza yakın sarı olana kadar hızlı devirde çırpın

  3. Yağı, portakal suyunu, sütü ve limon-portakal kabuklarının rendesini ilave edin, tel çırpıcı yardımıyla karıştırın

  4. 1/2 su bardağı unu ve kabartma tozunu ilave ederek karıştırmaya devam edin

  5. Karışım hafif akışkan ve karıştırıldığında kısa süreli şeklini koruyan bir hal alana kadar azar azar un ilave ederek karıştırmaya devam edin.

  6. Yağlanarak un serpilmiş olan kek kalıbınıza boşaltın ve bıçak batırdığınızda temiz çıkacak kadar pişirin. (Fırından fırına değişen pişme süreleri olabiliyor)

Afiyet olsun

Adını siz koyun...

Hep bir hayalim var. Yazmak, yazmak, yazmak.

Okuyucusunu bulacak bir roman yazmak, kendim için düşlediğim bir iş. Bu bir yerde hobimin hayata geçmesi demek.

Evet çok basit öyküler olabilir, çünkü ilk defa yazıyorum, eleştirilerinize çok ihtiyacım var.

Evet kimse okumayabilir, ilgi çekmeyebilir, ama ben yazmayı ve okuyacak insanların hayalinde kimi zaman ferahlatan, kimi zaman gülümseten, kimi zaman ağlatan öyküler yaratmak istiyorum.

Her gün bir sayfa ekleyeceğim. Yorumlarınıza, ister ağır ister yapıcı eleştirilerinize açığım.

Çünkü en çok inandığım görüş, "her konuyu biliyorum diyen kimse ilerleme kaydedemez"

Başlıyorum.


1. sayfa

“Öğrendim” dediğiniz gerçekler bazen yalanın ta kendisi olabilir ve bu gerçekler sizi bir girdap gibi içine çektiğinde, belki de asıl güneşiniz sizi bulabilir...

Sabah güneşinin parlak ışıkları inatla perdenin aralıklarından içeri sızıyordu. Önceki akşam yaşadıklarından sonra, Aysun kendisini toparlamaya olanları unutmaya çalışıyordu. Geceden sehpanın üzerinde bıraktığı kahve fincanı üzerinde parlayan güneş ışıklarını izlerken kapı çaldı.

Yaşadıklarını bir an unutuveren Aysun, Murat’ın gelmiş olması umudu ile hızla kapıyı açmaya gitti.

Binadaki sabah mahmurluğuna rağmen bu kadar çabuk açılan kapı karşısında şaşkın şaşkın bakınan kapıcı Halil kendine gelir gelmez ekmek ve gazeteyi Aysun’a uzattı.

-Abla duydun mu? Gece ne olmuş.

-Ne olmuş Halil? Gerçi hiç birşey umurumda değil ya.

-Şey... üçüncü katın arabasına hırsız girmiş de onu diyecektim, neyse abla hadi hoşçakal

-Tamam Halil sağol

Kapı kapandığında Halil çoktan bir alt kata inmişti. Aysun mutfağa gitti. Masanın üzerine ekmek ve gazeteyi bırakıp mutfaktan çıktı. Sonra her ne olduysa geri dönüp ekmekten bir parça kopardı. Çıtırtısı başka zaman olsa iştahını kabartır, yanında yiyeceklerini tasarlamaya başlardı. Ama bugün bunun için hiç uygun değildi.

1 Aralık 2009 Salı

Bayram sonrası

Oldukça yoğun bayram günlerinden çıktım, tabii yoğunluğun içinde yeni tarifler de var. Yarından itibaren yeni tariflerimle sizlerle olacağım.

27 Kasım 2009 Cuma

25 Kasım 2009 Çarşamba

Karanfiller

Küçük Zebra

Geçen yıl GaziAntep'te hayvanat bahçesini gezmeye gitmiştik. Açıkça söylemeliyim ki şimdiye kadar gezdiğim en temiz ve ferah hayvanat bahçesiydi. Bu zebra da siyah-beyaz çizgilerinin net ayrımlarından dolayı çok hoşuma gitmişti. Bilgisayarımdaki eski fotoğrafları karıştırırken gözüme çarptı. Sizlerle paylaşmak istedim.

24 Kasım 2009 Salı

Uçaktan Görülen Bulutlar

Sanki pamuktan bir katman var gibi, üzerine düşsem çizgi filmlerdeki bulut sahnelerindeki gibi orada takılıp kalacağım.
Oysa bu sadece su moleküllerinin hararetli bir toplantısı, biraz soğuk görseler şaşırıp dağılıverecekler.
Tek başlarına kalınca dayanamayıp yere düşecekler.
Yerde bulunan canlılar da "yağmur yağdı" diyecek.
Kimisi sevinecek, kimisi sığınacak bir yer arayacak.
Bir ağaç kovuğu, bir çatı altı belki de basit bir şemsiye koruyacak onları düşen su damlalarından.
Toprak; sevgiyle alıp içine çekecek su damlalarını.
Teşekkürünü belki de birkaç gün sonra ufacık bir fidanla gösterecek doğaya.
Bulutlar üzgün bir gece mavisine bürünecek o sırada. Dağılmanın, parçalanmanın verdiği üzgün mavi...
Varlığı sona eren bir topluluk gibi, birbirlerine küsmüş damlacıklar düşecekler tek tek.
Yere yaklaştıkça hızlanacaklar, hızlandıkça daha çok yere yaklaşacaklar.
Kendileri parçalanırken yerdekilere hayat verdiklerini bilmeden düşmeye devam edecekler...

Yoğurtlu Brokoli Çorbası

Aslında itiraf etmeliyim ki brokoliyi sadece zeytinyağı ve limonla severdim, ama bu tarifi uygulayıp (aslında kurgulayıp demek daha doğru olur) tadına bakınca artık brokoli aldığımızda yapacak başka bir tarifim daha olduğunu not ettim.


Tadı biraz Antep yemeklerinden şiveydiz'in suyunu andırdı bize. Benim en sevdiğim yemeklerdendir zaten şiveydiz de. Onun tarifini de bir pişirmemde fotoğrafı ile birlikte verebilirim ancak şimdilik bu çorbayı denemenizi tavsiye ediyorum.
Malzemeler;


  • 1 adet küçük boy brokoli

  • 1 adet havuç

  • 3 su bardağı yoğurt

  • 1 yumurta

  • 1 yemek kaşığı pirinç unu yada normal un

  • 1 çay kaşığı karabiber

  • 1 tatlı kaşığı tuz

  • 1 litre kaynar su

  • 2 yemek kaşığı kuru nane

  • 1 çay kaşığı pul biber

  • 1/2 çay bardağı sıvı yağ

Hazırlanışı;



  1. Brokoli ve havucu robotta parçalayın

  2. Kaynar suyu ilave ederek yumuşayana kadar sebzeleri kaynatın

  3. Sebzeler yumuşayınca homojen yapıyı yakalayana kadar blenderdan geçirin ve tekrar kaynatmaya başlayın

  4. Derin bir kapta yoğurt, yumurta ve unu tel çırpıcı ile çırpın

  5. Kaynayan sebzeli karışımdan yavaş yavaş yoğurtlu karışıma ilave ederek özümsetin

  6. Yoğurtla diğer malzemeler pürüzsüz hale geldiğinde sebzeli suyu hızlıca karıştırarak içine ilave edin

  7. Tekrar kaynayana kadar hiç ara vermeden karıştırmaya devam edin

  8. Çorba kaynayınca tuzunu karabiberini ekleyin

  9. Küçük bir tavada nane ve pul biberi yağda kavurun ve kaynayan çorbaya ilave edin.

Şimdi artık mutfağa yayılan harika kokunun ve lezzetli çorbanızın tadını çıkarabilirsiniz.


Afiyet olsun

23 Kasım 2009 Pazartesi

Bu Resimler Annemle Babam İçin

Nazarlıkla başlamak istiyorum.

Bu fotoğraflarda gördükleriniz, yazlığın bahçesinde, annemle babamın gözleri gibi bakarak yetiştirdikleri sebze ve meyvelerden.

Bu domatesleri yediğinizde kokusu ve tadı ile büyüler.


Bütün bu meyveler toprak ve suyun kardeşliğiyle büyür. Gübre falan beklemezler.





Toprak ve suya annemle babamın emekleri de eklenince işte böyle ağırlığından dal sarkıtan meyveler yetişir.


Fındıklı Tahinli Kurabiye

Fındıkla Tahin Buluşması nihayet gerçekleşti. Ne zamandır burada yayınladığım, yayınlamadığım bir çok kurabiye tarifi denedim. Uğraştım, çalıştım, durdum. Amacım hep tarifini kendim harmanlayıp bulacağım kurabiyeyi oluşturmaktı. Sonunda diğer tariflerden de faydalanarak oluşturduğum kurabiye tarifini yaptım. Biliyorsunuz daha önce Tahinli Kurabiye ve Fındıklı Kurabiye tarifleri vermiştim. Bu tarif ise ikisinin harmanlanmış hali. Tabii hamur ve kurabiye kıvamını tutturana kadar birkaç çalışma yapmam gerekti.

Sonuçta ortaya çıkan kurabiye ise, diğer şehirlerde var mı bilmiyorum ama, Mersin'de hemen herkesin çok sevdiği tahinli tatlı çöreği andırıyor. Sizin oralarda yoksa ve Mersin'e yolunuz düşerse Dondurmacı Halil'den alıp mutlaka deneyin derim.

Malzemeler;
  • 1/2 çay bardağı tahin
  • 1/2 çay bardağı sıvı yağ
  • 1 yemek kaşığı oda sıcaklığında tereyağ
  • 1 çay bardağı toz şeker
  • 2 çay bardağı un (daldırarak aldım)
  • 1,5 çay bardağı fındık

Hazırlanışı;

  1. Fındıkları robotta iyice ufalanana kadar parçalayın
  2. Karıştırma kabında tahin, sıvı yağ, şeker ve tereyağı tam karışana kadar çırpın
  3. Kabın içine unu ve fındıkları ilave edip çırpmaya devam edin
  4. Malzemeler birbiri ile karıştıktan sonra yarım saat buzdolabında bekletin
  5. Bekleme süresi dolduğunda fırını 180 dereceye ayarlayıp, kurabiyeleri cevizden daha küçük olacak şekilde tepsiye dizin.
  6. Yaklaşık 10 dakika, kurabiyeler çatlayana kadar pişirin.
  7. Kurabiyeler fırından çıktığında sıcakken yumuşa olabiliyor, soğuyana kadar tepside bekletin.

Afiyet olsun

22 Kasım 2009 Pazar

Yakın Çekim

Bu aralar ışığı ve açıyı doğru kullanarak yakın çekim fotoğraf çalışmaları yapıyorum. Bu şekilde net ve güzel fotoğraflar çekebilmek için belki iki günde yüz tane fotoğraf çektim ama içimden sadece bu iki tanesini yayınlamak geldi.

21 Kasım 2009 Cumartesi

Tarçınlı Cevizli Kek

Bu gün kahvaltıdan sonra canımız biraz keyif yapmak istedi. Alper kek isteyince ben de cevizli tarçınlı kek yaptım. İçindeki malzemeler birbiri ile o kadar uyumlu ki tadına doyum olmuyor dersem yeridir.
Yanında da birer fincan sütle tamamladık keyfimizi. Güneşli bir Mersin gününde bu güneşten de faydalanmayı ihmal etmemek gerek tabii.Ben bu sefer fazla olmasın diye keki baton kek kalıbında yaptım. Siz daha büyük bir kek için ölçülerinizi arttırabilirsiniz.

Malzemeler;
  • 2 adet yumurta
  • 2/3 su bardağı süt
  • 2/3 su bardağı şeker
  • 1 su bardağı robottan geçirilmiş ceviz
  • 1 çay bardağı hindistan cevizi
  • 1 tatlı kaşığı tarçın
  • 1/2 çay bardağısıvı yağ
  • 1 su bardağı un (daldırıp aldığım için biraz yaklaşık 140gr)
  • 1 paket vanilya
  • 1 paket kabartma tozu
Hazırlanışı;
  1. Fırını 170 dereceye ayarlayın
  2. Şeker, vanilya ve yumurtaları iyice köpürene kadar çırpın
  3. Yağı ve sütü ilave ederek biraz daha çırpın
  4. Ceviz, tarçın ve hindistan cevizinide ekleyip, tel çırpıcı ile karıştırın
  5. En son unu ve kabartma tozunu da karıştırarak tel çırpıcı ile tamamen karışana kadar çırpın
  6. Yağlanarak un serpilmiş kek kalıbına boşaltın
  7. Pişme süresi benim fırınımda 35 dakika ancak bir ince uçlu bıçağı batırarak pişip pişmediğini kontrol edebilirsiniz.
Afiyet olsun

Öcce


Bazen canım yemek yapmak istemez ve pratik şeylerle geçiştirmek isterim, ancak evde çocuk da olunca hadi birer kahvaltı tabağı hazırlayalım demek de bana pek sağlıklı gelmez. Tamam aslında iyi hazırlanmış bir kahvaltı oldukça sağlıklı gıdalar içerebilir ama, altı yaşında bir çocuğa pişmemiş biber, yeşillik ya da kahvaltılık yedirmek hiç kolay değildir.



Bu nedenle ben de annemin bize yaptığı ve içinde en güzel besinlerin yer aldığı ÖCCE'yi yapmayı tercih ederim. Her zaman olmasa da arada bir öcce yapmak aslında gerekli bile bence.




Malzemeler;
  • 10 adet yeşil soğan

  • 1 demet maydonoz

  • 5 adet taze sarımsak ya da tazesi yoksa 3 diş sarımsak

  • 1 tatlı kaşığı pul biber

  • 1 çay kaşığı kara biber

  • 2 çay kaşığı tuz

  • 2 yemek kaşığı un

  • 4 adet yumurta

  • 1/2 çay bardağı sıvı yağ

Hazırlanması;


  1. Yeşil soğan, sarımsak ve maydonozları ince ince doğrayın.

  2. Yağ hariç diğer malzemelerle karıştırın.

  3. Kızgın tavada kepçe ile alıp yaklaşık 7-8 cm çapında dairesel şekilde iki tarafını da iyice kızartın.

Afiyet olsun

20 Kasım 2009 Cuma

Bulutlar ve Deniz

Fotoğraf çekmeyi en çok gökyüzü fotoğrafları çekerken seviyorum. Belki de yeni yeni bazı teknikleri öğrenmeye çalıştığım için gökyüzü bana en kolayı geliyor ondandır.
Bu kadar yoğun ve beyaz bulutları görünce resimlememek mümkün mü?

Fotoğraf Makineme Takılanlar

Sabahları erken uyandığımda ilk yaptığım şey genelde mutfak penceresinden görülen manzaraya bakmaktır. Yılın her mevsiminde kendine has bir güzelliği vardır bu manzaranın. Aynı şekilde günün her saatinde de insana o kadar farklı duygular yaşatır ki, sözcükler bazen yetersiz kalır anlatmaya.İşte o sözcükler yetersiz kaldığında hissedilen duyguları yansıtmanın en anlamlı yolu fotoğraflardan geçer.

Bulutlar, güneş ve deniz... Hem karada hem de denizde yüzeyde oluşan bulut gölgeleri kadar etkileyici bir şey yoktur sanki. Uçakla içinden delip geçtiğimizde sanki orada yokmuş hissi veren bulutlar, yeryüzüne düşen gölgeleri ile varlıklarını kanıtlama çabasındadır sanki...